Dünya Dışı Yaşam Arayışı İçin TRAPPIST-1 Sistemine Yönelik Çalışmalar

TRAPPIST-1, bugüne kadar keşfedilen en etkileyici gezegen sistemlerinden biri. Sadece 40 ışık yılı uzaklıkta yer alan yedi gezegenden üçü yaşanabilir bölgede olan kırmızı bir cüce yıldızı yörüngeye sokuyor. Şimdi, iki yeni çalışmayla yıldızlardan gelen radyasyona ve diğer gezegenlerin neden olduğu gelgitlere odaklanılarak bu gezegenlerin yaşanabilirliği araştırılıyor.

Bu sistemin tuhaflıklarından biri, yörüngenin yedi gezegeninin de yıldıza ve birbirlerine çok yakın olmasıdır. Aslında, hepsi Merkür ve Güneş arasında rahatça sığabilecek büyüklükte. Hayat için çok sıcak olacak gibi gelebilir, ama neyse ki TRAPPIST-1 nispeten serin bir kırmızı cüce, bu yüzden yaşanabilir bölgesi daha yakın. Bu Güneş’in tek farkı, kendi Güneş’imizden çok daha fazla yüksek enerjili parçacıkları fırlatan çok aktif bir yıldız olmasıdır. Bu radyasyon, yaşam başlamadan önce bu gezegenleri etkin biçimde sterilize eden, yaşam için önemli olan karmaşık molekülleri parçalama potansiyeline sahiptir.

Yeni çalışmalardan biri, proton gibi yüksek enerjili parçacıkların TRAPPIST-1 tarafından serbest bırakıldıktan sonra nasıl hareket ettiğini modellemeye yönelik. Araştırmacılar Yıldız’ın manyetik alanı ile etkileşimlerini simüle ederek protonların özellikle dördüncü gezegen TRAPPIST-1e’yi bombalayacağını buldular. Ne yazık ki, bunun yaygın olarak sistemdeki yaşam için en iyi aday olduğu düşünülmemektedir.

Çalışmanın başyazarı Federico Fraschetti, “Sıkı sarılmış bu manyetik alan çizgilerinde parçacıkların sıkışmasını beklersiniz ortalama yıldız alanına dik hareket ederek kaçabilirler.” diyor ve ekliyor: “TRAPPIST-1 sistemindeki bu parçacıkların akışı, Dünya’daki akışkanların 1 milyon katından daha fazla olabilir.”

Dünya’da manyetik alanımız, bizim tehlikeli parçacıklardan korunmamıza yardımcı oluyor, bu yüzden benzer bir şey TRAPPIST-1e’de de oluyor. Ancak ekip, gezegenin, radyasyonu uzak tutması için Dünya’dan yüzlerce kat daha güçlü bir manyetik alana ihtiyacı olacağını hesapladı. İlginçtir ki, bu mutlaka hayatı imkânsız kılmaz.

Diğer bir çalışma, TRAPPIST gezegenlerinin su dünyaları olabileceğini ve derin okyanusların da yaşamı bu radyasyondan koruyabileceğini göstermiştir.

Gezegenler de gelgit biçiminde kilitlidir; yani bir taraf her zaman yıldızla yüzleşir, diğeri gün ışığını asla görmez. Normalde bu, her yüzün yaşam için çok sıcak veya çok soğuk olduğunu gösterir.

Sadece yıldızın TRAPPIST sistemi üzerindeki etkisini düşünmek yeterli değil çünkü yedi gezegenin birbirine ne kadar yakın olduğu göz önüne alındığında, hepsi de birbirini etkiler. Tıpkı Ay’ın Dünya’ya yaptığı gibi gezegenler de yer altındaki erimiş kayaların yanı sıra yüzeydeki herhangi bir suyun gelgitlerini etkiliyor olabilir.

Çalışmanın başyazarı Hamish Hay, “Daha önce hiç kimsenin ayrıntılı olarak düşünmemiş olduğu eşsiz bir süreç ve bunun gerçekten de gerçekleşmesi şaşırtıcı bir şey.” diyor.

Ekip, en içteki iki TRAPPIST gezegeninin, birbirlerine doğru güçlü gelgitler oluşturabilecekleri ve volkanik aktiviteyi ateşleyecek kadar güçlü olabilecekleri kadar yakın yörüngede bulunduğunu tespit etti. Bu da bir atmosferi sürdürmeye yardımcı olabilir.

Bu tür gelgit ısıtması aynı zamanda ısının gezegenlerin soğuk gece tarafına transfer edilmesine ve daha yaşanabilir hale gelmesine yardımcı olabilir.

Ekip, sıradaki altıncı gezegen olan TRAPPIST-1g’nin muhtemelen yıldızın ve diğer gezegenlerin eşit gelgit kuvvetlerini hissettiğini söylüyor. Eğer bu daha önce düşünüldüğü gibi bir okyanus gezegense sularını yaşam için yeterince sıcak tutmasına yarayabilir.

TRAPPIST sistemi Dünya dışı yaşam arayışında en önemli yerlerden biri olmaya devam ediyor.

Her iki çalışma da Astrofizik dergisinde yayımlandı.

Kaynak: Arizona Üniversitesi