Pandemi Günlerinde Girişimcilik yahut Kayalıklarda Gemiyi Yüzdürmek

“…hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir…”

Ursula K. Le Guin’ ünlü eseri Mülksüzler’in sonlarına doğru Dr. Shevek’in her şeyi olan dünyada hiçbir şeyi olmayan ‘mülksüz’ insanlara yaptığı konuşmasından bir alıntı bu cümle.

Covid-19 virüsünün dünya çapında bir pandemiye dönüştüğü ve hepimizin dünya çapında kendimizi eve kapatarak izole ettiğimiz günler yaşıyoruz ve böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyoruz. Kimimiz evde hamur açmayı öğreniyor, kimimiz okumadığı kitapları okuyor, kimimiz de yazamadığımız tezleri yazıyoruz. Evde kalmaya katlanıyoruz, alışıyoruz. Bu konuda remote çalışma, uzaktan eğitim ve elektronik ticaret projelerini olağanüstü durumlarda test ediyoruz.

İstediğiniz SWOT analizini ya da fizibilite çalışmasını yaparsak yapalım hiçbirimizin aklına yaşadığımız bu durumla baş etmek zorunda kalacağımız gelmezdi. Bir girişimci olarak uzun zamandan beri kurmak istediğimiz markayı Korona günlerinde nasıl hayata geçirdik, onu anlatmak istiyorum.

2019 yılının sonlarına doğru markamızı oluşturma fikri üzerine düşünmeye ve cesaretimizi toplamaya başladık. Hayatımızda daha önce göstermediğimiz bir cesareti üstlenip markayı hayata geçirmeye karar verdik. Logo tasarımları denendi, kurumsal kimlik çalışmaları yapıldı. Site kurulumu yapıldı. Şirket kuruldu. Mali müşavirle anlaşıldı. İstanbul’un merkezi bir yerinde ofis adresi oluşturuldu. Hatta ürünlerin tasarımlarını ve görsellerini bile kendimiz yaptık. İşimizin hem patronu, hem tasarımcısı, hem ofis çaycısı, hem de baş tasarımcısı ve pazarlama müdürüyüz. 28 yıllık hayatımda hiçbir süreçte bu kadar yorulup da zevk aldığımı hatırlamıyorum. 2- 3 ay geriye dönüp baktığımda büyük bir oluşumu sırtlamış bir Atlas gibi hissediyorum kendimi. Ürünlerimizi oluşturmamız, üretimden gelmesini beklemek, yeni tasarımcılarla görüşmek, onların bize kayıtsız ve şartsız destek sunması… Hepsi çok heyecanlı süreçler.

Gelgelelim ki, pandemi günlerinde şirketimizi ve markamızı var etme sınavı verme şansını yakaladık. Gemiyi suya indirdiğimiz gibi sarp kayalıklarda sürmemiz gerekiyor. Biliyoruz ki, içinde bulunduğumuz sektörde de birçok sektörde olduğu gibi müşteri faaliyetleri bu süreçte azaldı. Bu kayalıklı sularda gemimizi yüzdürmek de bana büyük bir mutluluk veriyor. Çünkü zor günlerin tedrisatından geçiyoruz ve bu bir insanın göreceği en büyük ders.

Şirketlerin bu zor zamanlarda yaptığı pazarlama faaliyetlerine bol bol göz atma ve inceleme imkanı da buluyoruz tabii ki. Nacizane, kendimce hatalı bulduğum bazı noktaları da iletmek isterim. Böyle zor günlerde insanlar ne yazık ki birincil ihtiyaçları haricinde hiçbir harcamada bulunmak istemiyorlar. Bundan daha doğal bir durum olamaz. Ücretsiz izne çıkarılan insanlar, maaşlarında kesintiye gidilen emekçilerin durumunu düşündükçe insanlar zaten zor kazandıkları parayı tutma eğilimindeler. Markaların bazıları bu duramda hala normal pazarlama stratejileriyle hareket edip insanları alışverişe yönlendirmeye çalışıyorlar. Sadece bir girişimci değil, bir tüketici olarak da şunu söylemeliyim: İnsanlar bu günlerde satın almak değil, destek görmek istiyor, moral istiyor.

Tüm bunları inceledikten sonra biz de Çantamako olarak (markamızın adı) insanlara ürün satmak değil moral vermeye karar verdik. Zaten markamızı sadece ürün satmaya değil insanlar ve hayvanlar için değerler üretmeye yönelik oluşturduk.

Velhasıl, bu günler geçecek mutlaka. Yine sokaklar dolacak, insanlar işlerine geri dönecek, çantalarını toplayıp seyahatlere çıkacak (-ki biz çanta markası olarak en çok bunu istiyoruz). Yine yazının başındaki Le Guin alıntısına gelelim: “… Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir…” Çünkü bu zor günlerin bitişince insanlar ister marka olun ister kişi, sizi onlara verdiklerinizle hatırlayacaklar.